Hürgeneral’ler

Onur Güneş, Zonguldak. Bir durum arz etmek isterim.

İşleyişini merak ettiğim; fakat kurduğum yeni düzeni bozmamak adına merakımı bastırdığım kurum olan askeriyeye Jandarma olarak da olsa 21 gün girme şansım oldu. Süre kısa da olsa tüm merakımı gidermeye yetti diyebilirim. Hatta terhis günü haberlerde bedelli askerliğin hem fiyatının arttığını hem de süresinin uzadığını görünce ucuz yırttığımı farkettim. 😀

Yazıyı tanıdığım 12 adam gibi adamı ve yaşadıklarımızı her zaman hatırlamak adına kaleme alıyorum, fakat askerlik ile alakalı da bir kaç yorumda bulunmadan geçemeyeceğim. Hatta ilk olarak bu yorumlardan başlayayım.

Farkettim ki aslında askeriye çoğu genç için eğitim kurumu niteliğinde. Kısa dönem askerleri bir kenarda tutarsak, lise mezunu 20 yaşında genç arkadaşlar geliyor askeriyeye. Durulup, olgunlaşıp tabiri caizse ‘adam olup’ memleketlerine dönmeyi hedefliyorlar. Saygı göstermeyi, toplu yaşamayı, düzeni, emir vermeyi, emir almayı, vücuduna değer vermeyi, çeşitli seminerlerle kendini geliştirmeyi, iletişim kurmayı, değer bilmeyi ve dahasını öğrenmek için daha iyi bir eğitim kurumu olabilir mi? Eğitimciler ise komutanlar. Eğitimin kalitesini belirleyen önemli kesim. Bir kaç anı ve gözlemle eğitim kalitesini yorumlamanıza yardımcı olayım.

Daha ilk gün her askere nezaket kuralları verildi. İlk gün daha yaşayacaklarımdan habersizken öğretilen bu kurallar askerin kuruma olan ciddiyetini artırmıyor değil. Bizim için de böyle oldu. En azından dikkat etmemiz gerektiğini düşündük. Fakat günler yavaş yavaş geçerken hiçbir komutanın(Ast Teğmenler’imiz dışında=3 Kişi’cik) bu kurallara uyduğunu görmedik. Hatta ilk zamanlar bu sebeple kim ast kim üst anlayamadık bile:)

Bir başka gün komutanların spor mülakatlarının olduğunu öğrendik. Askerler de gün aşırı açık eğitim alanında spor yapar. Soğuk ise spora ve eğitime engel değildir ki bence de olması gereken budur. Fakat komutanların spor mülakatının gazinoda gerçekleşeceğini duyunca şok oldum.

Artık durumu, ciddiyeti ve verilecek eğitimin kalitesini siz yorumlayın.

Bir diğer konu da Er’lerdeki korku. Ama yanlış anlaşılmasın bu korku komutanlara olan korkuları değil, askerliklerinin uzaması korkusu. Bir sürü sıkıntı yaşayan ve haksızlığa uğrayan asker var. Bu sıkıntılarını emir komuta zincirini bozmadan anlatamıyorlar. Yani bir üstüne anlatacak, o da kendi üstüne anlatacak ve bu zincir devam edecek. Fakat bir türlü bu devam etmiyor. Azıcık aşım ağrısız başım diyen komutanlar belki de zaten askerlere bu sıkıntıları yaşatanlar. Neden üstlerine anlatsınlar ki? Sırf bu durumdan dolayı sorgulamayı unutur insan. Düşünmeyi, fikir üretmeyi, daha iyiye götürmeyi. Oysa Atatürk, sorgulayan askeri severmiş.

Çoğu kişi vatan-millet diyerek kendini bu kuruma teslim ediyor. Geride ailesini, çocuğunu, eşini, işini, düzenini bırakıyor. Fakat daha 1 ay geçmeden hayal kırıklığına uğrayanların oranı oldukça fazla ki ben sorunsuz bir şehirdeki komutanlıkta görev yaptım. Yani çok emin bir şekilde memnuniyetsizliğin görevlere ve kuruma değil, işleyişe ait olduğunu söyleyebilirim.

Daha çok eleştirim olsa da burada kesmeyi faydalı buluyorum. Biraz da bedelli askerlerin (kendi birliğim özelinde) askeriyedeki durumundan bahsedeyim. Hep yayılan bir dedikoduydu: ‘Usta Er’ler, Bedelli’lere çektirecekmiş.’ Şahsen 1 dakika bile böyle bir şey hissetmedim. Özellikle usta Er’lerin bize gösterdikleri saygı-sevgi boş vakitlerde eğlenceli zamanlar geçirmemize sebep oldu. Başta Amir’imiz ve Van’lı Sedat olmak üzere hepsinin yolu açık olsun. Özellikle Amir’in son gece organize ettiği kıyağı koğuş olarak unutmayacağız:)

50 Bedelli Er’dik. Çoğumuz okumuş, bir şekilde hayatlarında düzenini kurmuş bireylerdik. Kendi ortamlarında söz hakkı olan, yetkin kişilerin sayısı da fena değildi. Bu durum 19 günlük kısa serüven için pek uygun kaçmıyor diyebilirim. Yıllardır süren askeri düzeni değiştirmeyi deneseler de maalesef güçleri yetmiyor. Zaten yanlarında destek bekledikleri çoğu Bedelli bitse de gitsek modunda. Haliyle duygu karmaşası yaşayarak geçiyor zamanları.

Ama 10. koğuş bu durumun biraz dışındaydı diyebilirim. Aşağıdaki fotoğraf o değerli insanlar.

En arka beşli soldan sağa: Nar`cı Urfalı Mustafa(şarkı repertuarı oldukça geniş ve farklıdır, sağolsun bizi hiç kırmadı), Çavuş Halil, Baytar Özgür, Rambo Ozan, İzmir’li Altuğ. Orta dörtlü soldan sağa: Diplomat Okan, Fox TV Hakan, Ritimci Cahit, Hoca Nuri. Ön tarafta solumdaki Balçovalı Emir, sağımdaki döşemeci Zeyt.

Liseyi 5 yıl yatılı okudum. Haliyle yatakhane yaşamını ve orada oluşan dostlukları oldukça tecrübe ettim. Ama bu sefer biraz daha farklı bir tecrübe edindim. Okuduğum lisede herkesin hedefleri hemen hemen aynıydı ve hedefe giden yollar da birbirinden pek farklı değildi. Haliyle tek tip oluyorduk çoğu zaman. Fakat askeriyede birbirinden tamamen farklı hayatlar yaşayan ve çıktıklarında da tekrar o farklı hayatlarına geri dönecek insanlarla dost oldum. Bedelli askerliğe karar verip iki gün öncesinde askeriyeye gelen de vardı(Rambo Ozi), 18 günü dahi yapmamaya ant içmiş hasta ayağına koğuştan çıkmayan Diplomat ve hasta Altuğ(ciddiyim :D) da vardı. Sakarya Fırat dizisinin Postacı Sedat’ı da bizimleydi, Ankara’nın has bebesi gazinocular kralı müzisyen Cahit de. 20 yıldır İstanbul’a doğalgaz döşediğini iddaa eden Zeyt, insan haklarının savunucusu Avukat Kerim, hayvan hakları savunucusu Baytar Özgür, Van’ın gençlerine bilimi öğreten canım Nuri Hoca’m, Urfa’lı Walter White, FOX TV’nin görünmeyen yüzü ve son kokulu kağıt bükücü Balçova’lı… Hepinize selamlar:)

Geçirdiğimiz keyifli anlardan bazı kareler:

31.03.2019

Bir cevap yazın